19 Haziran 2018, Salı

FARUK DEMİREL’DEN İKİ DÖNEM ROMANI

FARUK DEMİREL’DEN İKİ DÖNEM ROMANI

TACİM ÇİÇEK: Edebiyatla iç içeliği eskidir yani.  Oldukça da yetkindir ve gerçekten de Hasan Kıyafet’in dediği gibi, sadece bir roman yazmamış tarihe de not düşmüştür iki romanı ile.  Bu bir abartı değil, gerçek...

TACİM ÇİÇEK

Faruk Demirel, tıpkı romandaki ana karakter olan Sinan gibi yıllarca Sandıklı Postası’nda işçilerin, köylülerin hakları ve gelecekleri için yazılar yazmış, bu uğurda bedel de ödemiş biridir. O süreci, öğretmenlik yaptığım yıllardaki Sandıklı’da tanıklık da arkadaşlık da yaptığım için biliyorum. Edebiyatla iç içeliği eskidir yani.  Oldukça da yetkindir ve gerçekten de Hasan Kıyafet’in dediği gibi, sadece bir roman yazmamış tarihe de not düşmüştür iki romanı ile.  Bu bir abartı değil, gerçek...  Birbirinin devamı olan Maraş Maraş ile Ve Ankara’yı daha iyi anlamak için Türkiye’nin o zamanki siyasi durumunu özetle anımsamak gerekir. Çünkü her iki romanın da arka planında o dönem var.

1974-80 arası dönemin örgütlerini önemli kılan nokta solun kendisinde olduğu kadar, dönemin onun üzerine yüklediği ağır sorumlulukta da aranmalıdır. Bununla birlikte, bu sorumluluğa cevap vermeye çalışan sosyalist hareketin bir boşluğa doğmadığı unutulmamalı. Bu nedenle, 70’lerdeki solun bilançosunu çıkarmak için onun geçmişten devraldığı ideolojik-politik mirası da hesaba katmak gerekir.

Bunu şunun için söylüyorum:  Maraş Maraş’ın örgüt içinde yer almadığı hâlde örgütlüler kadar örgütlülüğe inanıp onlarla birlikte mücadele eden Sinan da içinde bulundukları olumsuzluklardan dersler çıkarmayı ve yeniden toparlanabilmek adına yapılabileceklerin neler olabileceğini düşünüp söylemektedir. Ve Ankara’da DAL tarafından sorgulanan Sinan ikinci plana düştüğünden romanın ana karakteri öğretmen Mehmet de kardeşi Sinan gibi  örgütlülüğe inanır ve bu konuda mücadele eder. Görüşlerini bir örgüt nasıl olmalıdır çerçevesinde dillendirir. Bu yanıyla Mehmet sanki ad değiştirmiş ve tutuklanmamış Sinan’dır diye düşünebiliriz.

Tekrar özete dönecek olursam: Batılı güçleri karşısına alan Ecevit’i devirmek imkânsıza dönüşürken bir ittifak kurulur. Halkçı söylemlerle dönemin sol yükselişini etrafında ama kendi potasında eriterek egemen sınıflara uygun hâle getirme çabası içinde olan düzen ve sistem partisi CHP’ye bile tahammül edilemez olmuştur. “Milliyetçi Cephe” adıyla cephe savaşı amaçlayan, meclisteki sağ partiler bir ittifak kurar. Bu birlik Merkez sağ- Adalet Partisi - dinci Milli selamet, milis gücüyle öne çıkan MHP ve toplumsal düzenci Güven Partisi tarafından bir koalisyona dönüştürülür. Solu önlemek adına yapılan girişimlerin sonucu olan bu koalisyon daha sonra enflasyonu getirecek ve yıllar süren bir tür iç savaşı da başlatacaktır.

En büyük amacı güçlenen ve kitleselleşen sol görüşü engellemek olan bu “cephe” iki hükümet oluşturup solu engellemekte başarılı olur. Ancak sadece engel olmak amacıyla oluşturulan bu koalisyonlar ülke ekonomisinde hiç de başarılı olamaz. Sağ görüşlü militanlar yetiştirilir. Sol hareketi engelleyen silahlı Kontr - gerilla için mümkün olan tüm olanaklar sağlanır. Milliyetçi Cephe’nin amacı olan solu engelleme gizli/açık ve kanlı mı kanlı çabalarla gerçekleştirilir. Uluslararası sermayenin beklentilerine uygun davranılır. Sol karşısında cephe alan “milliyetçi cepheye” sol da kendini savunmak için yanıt verince Türkiye büyük bir çatışma ortamına girer.

Derin devlet birçok öğrenci hareketi ve toplum olaya müdahil olur. Faili meçhuller ve halka yönelik saldırılar artar. 1977’deki seçime gelene kadar gıda ve yakıt kuyrukları kanıksanır. Köyden kente düzensiz göçler, sıhhi ihtiyaçların büyük şehirlerde dahi karşılanamaması ve makroekonomi politikalarındaki kırgınlık erken seçimi getirir.

1 Mayıs 1977’de Milliyetçi Cephe’ye karşı işçi sendikaları Taksim’e yürür. Burada yapılan mitingde kalabalık üzerine birkaç yerden ateş açılır. 34 ölü ve yüzlerce yaralı ile bayram katliama dönüşür. Bu hareketler sol grupları birbirinden uzaklaştırır. Çünkü paramiliter güçler, derin devlet ve yasal siyaset/siyasetçiler tüm güçleriyle kendileri birlik olurken genel anlamda ise sol anlayışları ayrıştırmak ve birbirine düşürmek için de ellerinden gelenin her türlüsünü yaparlar. Seçimlerde CHP birinci olur ama hükümet kuramaz. İkinci parti AP, Milliyetçi Cephe’yi tekrar kurar. Üçüncü cephe savaşı başlar… Hem sağ hem de sol partilere Ankara’dan yollanan bombalar benzer yapıdadır ve yalnızca toplumu çatıştırmak amacı taşır. Kahveler taranır, yangınlar, katliamlar yapılır.

1978 en kanlı yıl olur. Gruplar toplu katliamlar gerçekleştirir. Grupların kontrolü radikal- uç taraflara geçer. Bölgedeki otoritenin de etkili davranmayışı sonucunda Maraş Katliamı gerçekleşir. Yüzden fazla insan hunharca öldürülür. Bu olaydan sonra sıkıyönetim ilan edilir ve bu şehirden başlayarak asker yönetimde söz sahibi olur.

İşte Faruk Demirel her iki romanını da bu son paragraftaki süreç üzerinden ilerletir. Maraş Maraş, ülkemizdeki en kanlı yılın öncesinden bir avuç duyarlı ve mücadeleci insanın etrafında olup bitenlerin romandır. Sinan Egelidir. Öğretmendir. Mücadeleci ve gerçekçi olduğu için görevden atılır. İyi bir çevresi olduğundan Maraş’tan ayrılmaz ve yerel gazetede hem can alıcı yazılar yazar hem de dönemin devrimci/solcu örgütlerine destek verir/ler…

Yakın tarih üzerine yazılan benzer roman ve hikâyelerden farklıdır Maraş Maraş. Çünkü yazar yarattığı coğrafyanın insanlarını olduğu gibi betimlemiştir. İyiler iyidir ve kötüler de kötüdür gerçekten.  Ayrıca, yazar, kendi sınıfsal duruşu ve bakışı açısından yan tutmak yerine gerçekçi davranmıştır. Ele aldığı konuyu sözcüklerden bir filmle yansıtıp tarafsızlığı seçmiştir. Maraş’taki kıyımın acılarını roman gerçekliği çerçevesinde iç yakacak bir yetkinlikte dillendirmiştir. Farklılıklarıyla bir arada yaşayan insanların dayatılan kötülükler karşısında doğru bildikleri bir dayanışma ve örgütlenme ile savunmaya geçmeleri buruk bir sevinç yaşatsa da; yazarın asıl derdi şudur: Farklılıkları bir arada tutacak olan kardeşçe bir yaşam yani.  Ali, Sinan, Zeynel ve diğerleri bu amaç için direnirler, örgütlerler. Çünkü aslolan farklılıklarla iç içe olabilmek ve bunun zemini için direnmektir. Bu yüzden Ali, Sinan, Zeynel, Arif Dede ve diğerleri kendi gerçekliklerini ve bir arada insan olabileceklerini, yaşamı daha da güzelleştirmek için güç birliği yapabileceklerini bilirler.

Bu acının içinde filizlenen güzelliklerin birer Simurg olduğunu her okuyan anlayacak ve yaşamı bıraktıkları yerden ama yaşananlardan da ders çıkararak sürdürmek gerektiğini öğrenecek…  Ders çıkarmaksa unutmamakla ve benzerlerine izin vermemekle olasıdır.

Belki de yazar en çok bunu anlatmaktadır. Kim bilir…

Ve Ankara’ya gelince…

Sinan, Ali, Gökçe, Elif ve küçük Arif o kıyamdan direnerek çıktıklarında Maraş’a yakın bir köyde kalırlar bir süre için… Amaçları İstanbul’a gidip hayatı bıraktıkları yerden ve bildikleri gibi yaşamaktır. Ama bu yolculuk Ankara girişinde On bir eylülü On iki eylüle bağlayan gecenin kör karanlığında istemedikleri bir mecraya doğru sürüklenecektirMaraş Maraş romanı burada biter. Ve Ankara ise bu noktadan başlar… Ne olup bittiğini anlayan Sinan eşi Gökçe’ye başkentte öğretmenlik yapan kardeşi Mehmet’in adresini verir… (Maraş Maraş’ta öğretmenlikten atıldıktan sonra bir cümleyle kardeşinden söz eder gerçi yazar ama daha fazla detaylandırmaz Sinan’ın aile hayatını ve geçmişini ) Öngördüğü gibi yazılarında; ordu yönetime el koymuştur ve kendisi Ali ile birlikte onca araçtan alınan başkaları gibi götürülür… İlginçtir; Ali, Mesut adlı bir tanıdığının yardımı ile kurtulur ve daha sonra da yurtdışına çıkar… Sinan o dönemin meşhur DAL’ında (Derin Araştırma Laboratuvarı) kalır. Roman boyunca Sinan’ın DAL’da kendisi gibi direngen insanlarla çektiklerini, dışarıda da o büyük kuşatılmışlığa karşın günlük yaşamlarını sürdürmek isteyen insanların ayrı ayrı hikâyelerini bazen gözümüz yaşararak, bazen de gülerek okuruz.

Bana ilginç ve bir o kadar da inanılmaz gelen Mehmet’in ve çevresindeki güzel insanların birbiriyle olan ilişkileri ve dayanışmalarıdır… Birbirlerine güvenerek, yaslanarak ve bir arada olarak ayakta kalabileceklerinin bilincindedirler belki de. Daha fazla anlatmadan romanı DAL’ı özetleyeyim biraz da. Çünkü romanda epeyi bir yer tutuyor bir dönemin Türkiye’sinde de yer kaplayan DAL…

12 Eylül İşkence Merkezi DAL adlı kitaptan kısacık anlatayım: DAL, Başkentin göbeğinde bir işkence merkezi… Garaj bölümü, sorgu, işkence odaları bölümü, büroların bulunduğu üst katlar. Binlerce sol görüşlü kişinin işkenceden geçirildiği, özelde Devrimci Yol davası sanıklarının götürüldüğü merkez. DAL, Ankara Sıkıyönetim Komutanı Recep Ergun emri ile kurulan amiri komiser Kemal Yazıcıoğlu, komiser Rıdvan Güler, komiser Bahar Öztürk polisler Bekir Pullu, Ferruh Tankuş, Tuncay Yağmur ve isimleri tespit edilen toplam 130 polisin icraat(!) yaptığı merkez. “Irza geçtiler; tırnak söktüler: aç, susuz, uykusuz bıraktılar; elektrik verdiler; çarmıha gerdiler; vücutlarda sigara söndürdüler; ters astılar: düz astılar; tırnak aralarına iğne batırdılar; şişe-cop soktular; yumurtalıkları sıkarak patlattılar; hem de tüm bunları iğrenç kahkahalar atarak, ağızlarından salyalar akıtarak, zevk alarak yaptılar.” (Dileyen söz konusu kitaptan daha ayrıntılı bilgi edinebilir tabii)

Faruk Demirel, Sinan’ın ve DAL hücrelerinde tanıdığı insanların yaşadıklarına dikkatimizi çekerken bugünlere nasıl geldiğimizi ve neden unutmamamız gerektiğinin altını çiziyor. Ve Ankara’nın sonuna geldiğinizde daha çok Rus romanlarından ve bazı tiyatro gösterilerinden aşina olduğunuz bir tür epilog sayılabilecek ikinci bölümle karşılaşacağınızı da söylemeliyim. Bilirsiniz epilog, yazınsal bir yapıtın sonuç bölümüdür, yani olayın bir sonuca ulaştığı bölüm. Bir tür son deyiş… İşte yazar 36 sayfalık YILLAR SONRA adlı ikinci bölümde, birinci kitaptan başlayarak sağ kalanların hem ayrı ayrı hikâyelerini hem de günümüzde nasıl yaşamlar kurduklarını anlatıyor. (Sağlam bir anlatımı ve kurgusu olan romanlardaki dilsel anlatım bozuklukları ise değil deve de kulak, deve de birkaç kıl bile olmayacağını da belirteyim.)

Bilincine, emeğine sağlık yazarın bize düşen de edinip okumak…

*    Maraş Maraş, Faruk Demirel, roman 303 sf. 2. baskı, Kasım 2017 / Ubuntu Yayınları / Antalya      

*    Ve Ankara, Faruk demirel, roman 318 sf. 1. baskı, Kasım 2017 / Ubuntu Yayınları / Antalya

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

maraş maraş ve ankara roman faruk demirel maraş ankara edebiyat fuar yazar tacim çiçek

Haber Yorumları

Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Son Dakika Haberleri

Çok Okunan Haberler

İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı