Radyo Akdeniz
24 Kasım 2017, Cuma

Edebiyata Adanan Bir Ömür ve Hasan Kıyafet’in Romanları

Edebiyata Adanan Bir Ömür ve Hasan Kıyafet’in Romanları

Uluslararası Af Örgütü Hollanda-Amsterdam’da yirmi ülkeden en çok işkence gören yazarları çağır. Türkiye’den Hasan Kıyafet seçilir. “İşkenceden önce ve sonra nasıl yazıyorlar?” Araştırılmaktadır…

 

Edebiyat Nöbeti Dergisi / Faruk Demirel

Söz konusu roman ve yazar Hasan Kıyafet olunca durup düşündüm. Elli civarında kitabı yayımlanmış, Türkiye sınırlarını aşan, çeşitli ülkelerde tanınan, yaşayan bir tarihten söz ediyoruz. Üstelik hâlâ öykü, roman yazma çalışmalarını büyük bir inançla, inatla sürdürüyor. Böylesi bir performans nadir yazarlarda görülmüştür dersek yanlış olmaz.

Hasan Kıyafet, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Fakir Baykurt gibi birçok yazarlarımız edebiyata ve topluma iz bırakmışlardır. Hasan Kıyafet’in önemli özelliklerinden biri iyi bir üretici olmasıdır. “Üretmeyen insan gereksiz insan.” yaşamının bir ilkesidir sanki. Doğal olarak ona göre üretilen şeyin de nitelikli olması gerekir, nitelikten kastı;  özellikle -edebiyatta ve sanatta- toplumda ezilenlere, mağdur olanlara daha çok hizmettir, onların yanında saf tutmaktır.

Hasan Kıyafet, yazarken mücadeleyi hiç bırakmaz. Başka bir deyişle söylersek, direnen bir ana damarın temsilcisidir günümüzde. Sınıfsal vurguların romanlarında yüksek olmasıyla birlikte, estetikten de taviz vermez. Halk söyleşisi ile modern tekniği aynı potada eriterek sunar. Birikmiş halk kültürü onun için çok önemlidir. Bu anlamda doğu ile batının inceliklerini birleştirerek yazar.

Onun romanlarındaki kahramanları işçiler, köylüler, darlık ve zorluk içinde yaşayanlardır. Bunun yanıtı açıktır bana göre; tanım yerindeyse dişiyle tırnağı ile mücadele ederek gelmiştir bugünlere. Anadolu insanının duyuş, düşünüş biçimini, geleneklerini folklorunu, sanat varlıklarını, ruh hâllerini çok yakından bilir, içinde hisseder; çünkü yaşamıştır son kertiğine kadar. Sözgelimi romanlarındaki kahramanlarından birini ele alıp incelediğinizde, filozofça şeyler söylediğini görürüz. Geçmişin derinliklerinden günümüze kadar gelen kültürün yansımalarına rastlarız sık sık... Çoğu duymadığımız özdeyişler, atasözleri, bedduaları gerçekçi yazım içinde harmanlamıştır…

Taraflı bir yazardır, romanlarında kahramanları ağalara, zalim patronlara ve haksızlıklara karşı mücadele eder. Burada kalmaz, değişecek, yıkılacak zulüm düzenlerinin yerine çözüm önerileri de vardır. Bu yüzden soranlara “Toplumcu gerçekçi yazıyorum,” der. Sınıf çelişkilerinin keskinleşmesi sonucu sosyalist gerçekçi toplumcu olduğunu, kendisiyle yapılan röportajlarda onlarca kez tekrarladığını gördüm, okudum…

Leyla ve Hasan Kıyafet’in yaşamını konu alan ‘Su Gölgesi” kitabını hazırlarken Kamile Yılmaz’ın yaptığı söyleşide yazarımız söyle diyor:

“Siyasetsiz kuş uçmaz. İçtiğimiz suda siyaset vardır. Sistem, sürekli sanatı, edebiyatı, memuriyeti hep siyasetten ayrı tutar gibi görünür. Hayatla siyasetin iç içe olduğunu sistem temsilcileri çok iyi bilirler. Bu manevrayı siyaset alanını tüccara, zengine, tuzu kurulara bırakmak için yapar. Kapitalist dünya, işine gelince edebiyatı sanatı tepe tepe kullanır. İşine gelmeyince edebiyat, sanat siyaset üstü kalmalıdır, der!..”

Konu edebiyat ve siyaset olunca yazar Kıyafet’in ilkeleri, hedefleri vardır.

Postmodernzim anlayışının tartışıldığı günümüzde Hasan Kıyafet: “Postmodernzim konuyu, amacı, özü açıkça reddeder. Bu ince bir şekilde işçi, emekçi, ezilen sınıflara karşı düşmanlıktır. Ben tezli romanı öneriyorum, öyle de yazıyorum. Çünkü tarafım emekçilerden, ezilenlerden, hakları gasp edilenlerden taraf; onlara ve adaletsizlik yapanlara söyleyecek sözüm var…” diyor. Ve: “İnsanlarımızı tuzaklara karşı uyarmak gibi görevim, daha doğrusu bu topraklara namus borcum var!..”

Postmodern yazarların, sorunları ortaya koyup detaylarını dile getirdikten sonra asla çözüme yanaşmadığını, hatta o sorunları kendi çıkarları doğrultusunda kullandığını iyi bilir.

Amacı gerçek dünyayı yansıtmak olmayan postmodern edebiyat akımı, yeni arayış yeni kelimelerle yeni bir dünya kurma çabasını sürdürüyor. Romanın temel yapısında, özelliklerinde kuramlar üretiyor. Tarihe yönelirken onu her zaman tahrip ediyor, kurguda entrika ve gerçekçi olmayan gizemlerle okuru doğal yaşam mecrasından uzaklaştırmaya çalışıyor… Hasan Kıyafet, emperyalizmin kültür yozlaştırma saldırısına karşı yıllardır mücadele edenlerin ön safındadır.

Dikkatlice bakınca kapitalizmin dünyayı tek pazar hâline getirme çabalarını görüyoruz. Ulusal kültürlerin, dillerin, geleneklerin, ekonomilerin yok edilerek kendi potasında eritmeye çalıştığı çıkıyor karşımıza… Postmodern akımın da benzer bir görevle çıkarıldığı sonucuna varıyor. Halkların kendine özgü kültürlerinin yok edilmemesi için büyük çaba içindedir. Kitaplarındaki konulara Türkler, Kürtler, Lazlar ve diğer azınlıkları da gelenekleriyle, folklorlarıyla, siyasi mücadeleleri ile yansıtır. Anadolu’yu karış karış tanıması işini daha da kolaylaştırmıştır.

Kıyafet; roman, öykü, şiir ve diğer sanat dallarında, sanatçıların yaşamı iyileştirmeye, olumlu yönde değiştirmeye çalışmıyorsa orada bir sorun olduğunu sık sık işaret eder… Edebiyatçıya, sanatçıya görevler yükler. Burjuvazinin gönlünü hoş etmek, onların düzenini sürdürmek için, her türlü teşvikle desteklenen burjuva edebiyatçılarının halka karşı silahlı saldırıdan daha fazla zarar verdiği kanısındadır...

Hasan Kıyafet, kapitalist sistemin edebiyatı insanları oyalamak, onları sınıfsal sorunlardan uzaklaştırmak için kullandığının bilincindedir. “Edebiyat tüccarların eline düştü,” derken. Postmodern edebiyat akımının sınıfsal bir sorun olduğunu, boşuna üretilmediğini; “Ne yazdığın değil nasıl yazdığın önemli…” diyenlere romanlarıyla, öyküleriyle yanıt verir.

Köy ve işçi romanlarına popülist, postmodern akımın burun kıvırarak, dudak bükerek baktığını biliyoruz. Tıpkı burjuvaların işçilere, yoksul sınıflara baktığı gibi. Diğer taraftan da kendi edebiyatını egemen kılmak için büyük yatırımlar yapmaya devam ediyorlar. Bütün amaç toplumu, bireyi değil; bireyselliği öne çıkarmak içindir. Emperyalizm edebiyatı sınıfsal çıkarları gereği hep yakınında tutar, kontrol etmeye çalışır. Çok etkili bir araç olduğunu bilir… Kıyafet’in romanlarındaki çığlığı, mücadelesi bunun içindir.

 Köy Enstitüleri, ülke tarihinin çok tartışılan konularından biridir. Tartışılmaktadır; çünkü Köy Enstitüleri ile ilk kez binlerce kız, erkek köylü çocuğu bir umut olarak aydınlığa doğru yola çıkmışlardı. Anadolu’yu kapsayacak şekilde 21 adet kurulan Köy Enstitüleri’nin ömrü ne yazık ki sadece altı yıl sürdü. Türkiye’nin NATO’ya girebilmesi için bu okulların kapatılması şartı da vardı.

Hasan Kıyafet’in Köy Enstitüsü’nden gelen bir öğretmen, yazar olduğunu da not ediyoruz bu arada. Yani yoksul bir köy çocuğudur…

Köy Enstitüleri’nden; Hasan Kıyafet, Fakir Baykurt, Mehmet Başaran, Mahmut Makal, Talip Apaydın, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Yüce, Osman Şahin, Yusuf Ziya Bahadınlı gibi ünlü yazarlar ve birçok eğitimci yetişmiştir.

Bu okullar köy çocuklarının kitapla, dünya klasikleriyle, bilimle, üretim içinde eğitimle tanışmasını sağlar. Bu kadar kısa dönemde eğitim alan yoksulluklar içinden gelen öncüler, büyük ürünler çıkarır ortaya… Yaşayanlar hâlâ yazmaya devam ediyor, Hasan Kıyafet gibi…

Hasan Kıyafet’i anlatmadan tek başına romanlarını, öykülerini anlatmak etle tırnağı bir birinden ayırmak gibidir. Çünkü onun yaşamı başlı başına bir romandır, kalın birkaç cilt kitaba ancak sığabilir.

Köy Enstitüleri’nde dünya klasikleriyle tanışan yazarımız aynı zamanda Gazi Eğitim’in İngilizce bölümünü bitirmesinin de yaşamında ve yapıtlarında önemli rol oynadığını görüyoruz. Kendisini iyi yetiştirmiş olması, Dünya Edebiyatı’nı kaynağından incelemesini sağlamıştır. Bitmeyen Kavga, Devrim Sancısı, Devrim Bitmeseydi, En Güçlü Kim ve Hitler Oyuncağımı Çaldı gibi önemli eserleri çevirerek edebiyatımıza kazandırmıştır.

Hasan Kıyafet’in kitapları arasında izini sürerken ülkenin sorunları değiştikçe kitapların konusunun da değiştiğini ve çeşitlendiğini görüyoruz. Türkiye’de işçi sınıfının sorunları ve mücadelesi gündeme gelince; Kıyafet’in de işçi romanlarıyla, öyküleriyle mücadelesini sürdürdüğünü izliyoruz.

Sadece yazarak köşesine çekilip keyfine bakmamıştır. Diyarbakır’a insanların sokulmadığı dönemde gidip Diyarbakır kapılarına dayanmıştır. Karadeniz’de fındık işçilerinin içine karışıp onların yaşamlarını gün yüzüne çıkarmıştır. İstanbul’da tersanelerde işçiler iliklerine kadar sömürü çarkının içinde ezilirken, iş kazası adı altında cinayetlere kurban giderken onlarla beraber olmanın yolunu bulmuş ve Umut Direniyor romanını yazmıştır. Hâlâ her 1 Mayıs’ta alanlarda,  Adalet Yürüyüşünde İstanbul yolunda görüyorum; bıkmadan usanmadan, teori ile pratiği kendi yaşamında birleştirmesi halkın yazarı olmasının en büyük kanıtıdır bence…

HASAN KIYAFET VE ROMANLARI

Hasan Kıyafet’in romanlarından Komünist İmam, Yaşamak Yasak ve Umut Direniyor’u seçip irdelemeye çalıştım... Ancak Başlayan Kavga, Yatırım Çocukları, Ali Ali, Bizim Lise, Bismillah Sevda ve Sosyalizm, İnsan Yokuşu, Nuh’un Uçağı ve Asur Mührü de yoğun emek ürünleri olarak karşımıza çıkıyor. Her biri başka bir çelişkiyi, çatışmayı ele alıyor. Çözümler üretiyor. Anadolu’da yüz yıllardır süren cehaletin üstündeki perdeyi aralamaya çalışıyor.

Söz gelimi Ali Ali’de kapitalist tefeci düzenin dini inançları, mezhepleri nasıl kullanıp insanları ayrıştırarak sömürdüğünü ela alıyor. Azgelişmiş ülkelerde feodalizmin, çarpık gelişen kapitalizmle iç içe girdiğini, sarmaş dolaş olduğunu sürükleyici olaylar zinciri içinde yazıyor. Gözümüze sokarcasına anlatıyor, içinde bulunduğumuz tarihte parmak bastığı acı sorunların çözülmemiş olması, okuyanların yüreğini kanatıyor. Hasan Kıyafet’in hiç de boşa çalışmadığını gösteriyor bize…

KOMÜNİST İMAM

Hasan Kıyafet’i tanımadan önce neredeyse iki düzine kitabını okumuştum. Örneğin, Komünist İmam’la sanıyorum otuz beş yıl önce tanıştım. Bir solukta bitirdim, kırk sekiz yıl önce tezli bir romanın yazılması değil de beni etkileyen yönü roman kahramanı Umur’un halktan biri olması, halk için çalışması, haksızlıklara karşı duruşu, adalet savaşçısı olmasıydı. Son baskısını okuduğumda farklı bir yanını keşfettim. Tezli roman, yani haksızlıklara mücadele ederken ezilenleri de birleştiriyordu. Bu bir macera romanı değildi, kokuşmuş düzeni teşhir etme uğraşıydı, yerine sosyalist ve paylaşımcı bir sistemin nasıl kurulacağının ipuçlarını da sunuyordu okuyucuya.

Romanı okurken yine yazarın sözleri geldi aklıma, anlaşılır dil kullanılmasından yanaydı. Soyuta soyunan yazarların anlaşılmamaya soyunduğunu işaret ediyordu. Kendine göre onların anlaşılmaktan korkuları vardı. Halk anlamıyorsa o zaman başkalarına yazıyorlardı…

Sayfaları çevirdikçe roman kahramanlarını eğitirken bir yandan da okuyucusunu eğitme çabası, bilinçlendirme isteği öne çıkıyor. Öğretmen, sosyalist bir yazar olmanın sorumluluğunu taşıyor, toplumu değiştirme kavgasının bir parçası olarak bakıyor edebiyata…

“Öğrendikleri, Umur’u önemli ölçüde şaşırtmıştı. Bir süre ne yapacağını bilmez dolaştı. Fakat çok geçmeden öğrendiklerine sıkıca sarıldı. Hem öyle hızlandı ki, kendisi neden Baba Veysel kadar bilemiyor diye onu kıskandı. İslamiyet ve sosyalizm üstüne yazılmış kitapları aç bir iştahla okuyordu. Arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalarda ona karşı koyacak güçte kimse kalmamıştı. Yoksulları, güçsüzleri, emeği, emekçiyi savunduğu için, zaten karşı çıkan yok gibiydi. Giderek Kuran’la sosyalizmi bağdaştırmaya daldı.

Şimdi arkadaşları Umur’a bir ad bulmuşlardı. Kimi ‘Hz. Ömer’in gölgesi’ kimi de ‘Kâfir İmam’ diyordu. Karl Marx’tan Adam Simith’e dek okumaya başlayınca, adı Kâfir İmam olarak pekişti. Komünist İmam demeye kimse cesaret edemedi.”(58. Baskı, sf: 22-23)

Hasan Kıyafet’in, bu arada düzenin koruyucuları tarafından çok baskı gördüğünü biliyoruz. Romanın adı yüzünden başına gelmedik kalmadığını anlatır. Karanlık dönemlerde çantasında, kitaplığında bulunduran okurların da faşist baskılardan nasibini aldığı darbe dönemlerindeki kayıtlar araştırıldığında görülecektir.

Roman adıyla da her zaman dikkat çekmiştir. Ama içeriği adından daha önemlidir. Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığımız özelliklerinin yanında, Hasan Kıyafet’in sık sık sözlü olarak da ifade ettiği mesaj roman tadında yıllarca önce verilmişti aslında:

“Bizi geri bıraktıran din değil, kapitalist düzendir…”

Komünist İmam, bugün itibariyle 48 yıl önce yazılmış ve 58. baskısının raflarda okurlarıyla hâlâ buluşuyor olmasını düşünürsek, okuyanlarının sayısını hesaplamak zor gibi görünüyor. Ama bildiğim bir şey var Türkiye’de en çok okunan yüz roman içinde gösteriliyor.

Son baskısı Ceylan Yayınları tarafından yapılan romanın kısa tanıtımında şöyle yazıyor:

"...Karanlıkla birlikte ortalığa sinsi bir suskunluk çökmüştü. Yaralananlar, ölenler vardı. Fakat ağlayan yoktu. İnsan, acısını paylaşacak birisini bulmadıkça ağlamıyor muydu ne? Ufuk çizgisinde yabalar, tırmıklar, tırpanlar seçiliyordu. Süngü takmış asker, emre uyup uymamakla ikircikliydi..."

YAŞAMAK YASAK (Karadeniz’in Romanı)

Yaşamak Yasak romanını yazılışı da kendi başına ayrı bir öyküdür, belki ikinci bir roman bile olurdu… Bu konuda Kıyafet’in kendi anlatımını almadan geçemedim.

“Karadeniz güzelliği kadar zor bir coğrafyadır. Orada dik durabilmek için bile bir dala tutunmak zorundasınız. Bu yüzden ölümle denkleştirilen gurbeti, her bireyi tatmıştır. Gurbet yolu ise çetindir, ya dönülür ya dönülmez. Bu bilinmez yola çıkarken Karadenizlinin geride kalanlarını Allah ve kendi yapımı silahına emanetten başka umarı yoktur. Silaha düşkünlüğü belki de bundandır. Sistem ile doğa arasındaki çelişkiyi ya da ilişkiyi iyi bilmediği için, çektiklerinin acısını elinin yettiği yerden çıkartmaya çalışır. Bazen sınırda bir kök fındık, bazen denizde bir teneke hamsi, bazen de yıllarca yalnız bıraktığı Fadime’sinin allı peştemalı için elini kana bular. Her ezilmiş gibi ezmeye yatkınlığı rasgele değildir. Dünya güzeli fıkralar üreten bu cana yakın insanların gözünü kırpmadan adam vurmasını başka nasıl anlatabiliriz ki?

Yaşamadan yazmak bana göre değildi.

1976 ağustosuydu…

Karadeniz deyip düştüm yollara. Fatsa’da dünya güzeli bir insan, eski dost Terzi Fikri’yi buldum. Bana iş bul çalışacağım dedim. Anladı ve güldü.  Fatsa Parkındaki fındık amele pazarında bir çavuşa satıldım…

Ve böylece Fatsa’da fındık bahçelerinde başlayıp, İstanbul Taksim’e kadar uzanan bir serüvenin romanı çıktı ortaya.

Ezilenler için canını veren canım kardeşim rahmetli Fikri Sönmez (Terzi Fikri) ve fındık bahçelerinde o günkü arkadaşlarımı, sevgi ve saygı ile anıyorum…” Hasan Kıyafet.

Kitabın girişinden aldığım bu kesit, gerçekçi toplumcu yazarın romana bakışını, yapıtlarını nasıl ortaya çıkardığının en iyi örneklerinden birisidir.

Yaşamak Yasak’ta fındık işçilerinin durumunu, zor yaşamını ve sömürüsünü yöresel şiveye de önem vererek anlatırken, diğer taraftan da toplumun sürekli kanayan yarası olan kan davasının peşine düşmüş, iz sürmektedir.

Temeloğulları ile Fındıkzadelerin, eften püften başlattıkları Kan Davasında/Kan Gütmede çok sayıda insanın öldürüldüğüne tanık oluyoruz. Fadime’ye tecavüz edilir, genç kızlar, gelinler fındık dallarında boynuna ip takılarak sallandırılır. Ölümler iki taraflardan da yıllarca hiç durmaz peş peşe gelir;  sakat kalanlar, yıllarca cezaevlerinde yatan, hastalanan insanların acılarını görürüz.

“…Bir kardeşim, onun iki çocuğu tüm kurşunlandılar. Akrabada sağlam adam kalmadı. Kiminin kolu yok kiminin bacağı. Eğer ben bu yaşa sağlam gelebildiysem, mahpusluğumdan. Kan davası kuruttu bizi!..” (Yaşamak Yasak, Sf. 22)

 İlerleyen zaman içerisinde birbirlerini öldürmelerinin nedenlerini çoktan unutmuşlardır. Haydar Dede, öğretmene ve fındık işçilerine ilk başlangıcını anlatır. İncir çekirdeğini doldurmayacak bir şeydir!.. Denize ve kuma çiş yapmak günah sayıldığı için, çocuklardan birinin diğerlerinin kayığına çişini yapmış olmasıdır…

Başka bir rivayete göre ise şöyle anlatılır; Fındıkzadelerin bahçesinde de büyüyen fındık ağacının dalları Temeloğulları’nın bahçesine sarkar. Onlarda fındıklardan toplar, anlaşmazlık çıkar. Köydeki hocalar ve yaşlılar Fındıkzadeleri, şehirdeki müftüler ise Temeloğullarını haklı bulur…

Kan dökülmesi o günden sonra hiç durmaz.

Fındık üreticisi zor durumdadır; tüccarların, aracıların, üretici birliklerini elinde tutan işbirlikçilerin eline düşürülmüştür, sömürü sürekli katmerleşmektedir…

Kan davalarının ve aşırı sömürünün sonucu göç artar. Çeşitli kentlere, özellikle İstanbul’a gidenler akın akındır.

Köyden kente gelenlerin, sıkıntıları, sendikayla tanışması ve giderek işçi sınıfı bilincine kavuşması ile noktalanır…

Karadeniz’in Romanı/Yaşamak Yasak, Hasan Kıyafet’in yalın ve kendisine özgün anlatımıyla Anadolu’nun bağrında kanayıp duran yaralara neşter atmaktır…

Başka bir anlamda söylersek edebiyata ve romana büyük işlev yükleyen, ön saflarda duran bir yazarımızdır.

Başka tanımlaması nasıl yapılır, en azından ben bilmiyorum!..

 

UMUT DİRENİYOR

“…Gemi suya inerken politikacı konuştu, işveren konuştu, mühendis ve taşeron konuştu. Neden bir işçi ya da işçi temsilcisi konuşmadı? Bu geminin yapımında alın teri, göz nuru dökenlerin söyleyecek iki sözü yok muydu? Hele adı iş kazası konmuş cinayetlerde ölenler ise çoktan unutulmuştu…”

Hasan Kıyafet’in Umut Direniyor romanında yukarıdaki sorulara yanıt aradığını görüyoruz…

Ölümle burun buruna yürüyen emekçilerin yaşamını ameliyat masasına yatırıyor. Usta bir cerrah gibi, iç organlarındaki kanser tümörlerini gözler önüne seriyor. Her gün yanından gelip geçtiğimiz ama çevirip başımızı bakmadığımız ya da baksa bile görmediğimiz, bir yaşamın altına kara kalemle kalınca dikkat çizgileri konduruyor…

Yaşamak Yasak’ta olduğu gibi Umut Direniyor’u da yazmak için, yazar zor koşullarda gemi üretilen, tamir edilen, Avrupa’nın atığı hâline gelenlerin parçalandığı tersanelere girebilmiş, işçilerin iş yaşamını yakından incelemiş, araştırmıştır. Tersane işçilerinin yaşadığı gecekondu mahallerine gitmiş, yaşam koşullarını görmüş, onların aşklarını, umutlarını röportaj akıcılığı ve gerçekçiliği ile kendisine has diliyle işçi romanı olarak edebiyatımıza kazandırmıştır.

Romanın evrensel boyutlarını da bir kenara not etmemiz gerekiyor. Sadece bizim ülkemizde değil, bize benzer azgelişmiş ve gelişmekte olan Asya’da, Afrika’da Amerika’da bütün kıtalarda tersane işçileri karın tokluğuna çalıştırılıyor hâlâ… Çalışanların arkasında bir o kadar da işsizler ordusu tehdit olarak yedekte tutuluyor. “Siz çalışmazsanız arkada bekleyenler var ha!..” diye.

Vahşi kapitalizme karşı savaş açan yazar Kıyafet’in romanları bunun için önemlidir. Teşhis ettiği toplumdaki kanayan yaralara parmak basmaktan usanmaz. Roman, öykü olarak edebiyata kazandırıp kalıcı olmasını sağlamaktadır. Yazarımız bunun bilincinde, onun için inatla, inançla kapitalizmin zayıf noktalarına yumruklarını vurup duruyor…

"Umut o dağın ardında değil, avuçlarımızın içindedir. Umut göçebedir; her iklim ve toprakta yaşar. İnsanı dik tutan ise belkemiği değil, onuru ve umududur."  Hasan Kıyafet.

Bu yapıt için çok fazla şey söylemek gerekmiyor; çünkü DİSK-Abdullah Baştürk Edebiyat Ödülü’nü aldı. İşçi sınıfının temsilcileri altına imza attılar…

Yine, KESK’e bağlı Tüm-Bel-Sen Antalya Şubesi tarafından düzenlenen Deniz Gezmiş Onur Ödülü, öykü ve roman dalında Hasan Kıyafet’e verildi. (6 Mayıs 2014)

BU YAZI İÇİN SON SÖZ

Hasan Kıyafet; Kırşehir-Kaman, Çağırkan köyü 1938 doğumludur. İlkokulu köyünde, orta öğrenimini Pazarören Köy Enstitüsü’nde, yükseköğrenimini ise Gazi Eğitim İngilizce bölümünde tamamlamıştır. Çocukluğu ve öğrenim diğer yoksul köy çocuklarıyla aynıdır. Zorluklar içinde geçmiştir.

Öğretmenlik yaşamında kendi deyişi ile: “Hiç normal atanmam olmadı, hep sürgün…” 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra öğretmenlikten atılana dek böyle devam ediyor. 12 Mart Darbesi’nden de payına düşeni alıyor kuşkusuz. Her aydın gibi işkenceyi ve cezaevlerini tanıyor.

Cezaevinde de boş durmuyor diktatörlüğü, düzeni teşhir eden romanlar, öyküler yazıyor. Selimiye Cezaevi’nde tanıştığı Yılmaz Güney ile sıkı bir dostluğu oluşuyor. “Mahpus Yılmaz Güney” yapıtı da böylece ortaya çıkıyor. 12 Mart Darbesi’nde çok sayıda kitabı yasaklanır. Eşi Leyla Kıyafet ile hazırladıkları “Çağdaş İlkokul Ansiklopedisi” dünyada ilk yasaklanan ansiklopedidir.

Saptayabildiğim kadarıyla Hasan Kıyafet’e ait 11 roman, 12 öykü, 5 inceleme anı, 13 çocuk öyküsü, “Gül ile Güdek 6 kitaplık dizi.”  Ve 5 çeviriden oluşan kitapları var. Benim hesaplarıma göre 51 yapıt çıkıyor ortaya. Arada kaybolanlar olduğunu düşünüyorum. Hasan Kıyafet ile karşılaştığımda soracağım… Çünkü altmış yıldır yazıyor…

Kamile Yılmaz’ın Su Gölgesi kitabından bir paragrafı aktaracağım, Hasan Kıyafet diyor ki:

“Makeranko ‘başarının tadını tatmayan çocuk, bir zavallıdır.’ diyor. Başarının tadını tattırmamak için böyle bir sitem yarattılar. Örneğin, özel kolejlerde okumayan çocuklar yabancı dil çıtasını kesin atlayamazlar. Başarının tadını nasıl tadacaklar? Üç bin yıl önce Çin Kralı ‘Krallara Öğütler’ diye kitap yazmış. ‘İnsanları bilgisiz bırakın, bilgisiz insan Tanrıya daha yakındır. İki küp ele alın. Birisi dolu, diğeri boş olsun. Dolu küp işinize yaramaz. Oysa boş küpe istediğinizi doldurabilirsiniz. İnsanlar da böyledir. Boş insanı kullanabilirsiniz.”

Hasan Kıyafet, boş küpleri kapitalistlere hizmet eden edebiyatçılardan önce doldurmak için kalemiyle savaşını sürdürüyor…

 

 

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

edebiyat nöbeti faruk demirel hasan kıyabet roman öykü şiir samsun edebiyat sanat leyla kıyafet kominis imam karadenizin romanı

Haber Yorumları

Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Sonuçlar
    Takımlar O G B M Av P
1 Galatasaray 12 8 2 2 13 26
2 Medipol Başakşehir 12 8 2 2 9 26
3 Beşiktaş 12 6 4 2 7 22
4 Kayserispor 12 6 4 2 5 22
5 Fenerbahçe 12 5 5 2 8 20
6 Demir Grup Sivasspor 12 6 1 5 -1 19
7 Bursaspor 12 5 3 4 7 18
8 Göztepe 12 5 3 4 1 18
9 Akhisar Bld. Genç. 12 5 3 4 -1 18
10 Aytemiz Alanyaspor 12 5 2 5 3 17
11 Trabzonspor 12 4 4 4 -3 16
12 Kasımpaşa 12 4 3 5 -1 15
13 Yeni Malatyaspor 12 4 2 6 -4 14
14 Antalyaspor 12 3 4 5 -7 13
15 Atiker Konyaspor 12 3 2 7 -4 11
16 Osmanlıspor FK 12 2 2 8 -9 8
17 Karabükspor 12 2 2 8 -9 8
18 Gençlerbirliği 12 2 2 8 -14 8
Şampiyonlar Ligi
UEFA
Alt Lig
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı